Haberler ve Duyurular

Bizden Öyküler

Rula el Farah

Rula el Farah

Zaman tüm yaraları sarar… Hele bir de “sosyal uyum”un temelini oluşturan diyalog, aidiyet ve güven duygusu varsa, 12 yaşındaki Suriyeli Rula el Farah gibi yüzlerce çocuk daha geleceğe umutla bakar:

“Adım Rula el Ferah. 9 yaşımdayken Suriye’de savaş o kadar şiddetlendi ki kardeşlerimle çok sevdiğimiz okulumuza dahi gidemiyorduk. Ailem, eğitimimize devam edebilmemiz için Türkiye’ye gitmemiz gerektiğini düşünüyordu. Oysa savaş öncesi ülkemizde çok mutluyduk. Halalarım ve amcalarımla aynı apartmanda yaşıyorduk. Onların çocukları benim en yakın arkadaşlarımdı. Bir gün bir bomba o kadar yakınımıza düştü ki hemen o gece annem, babam ve kardeşlerimle evimizi terkettik. Çok sevdiğim halalarımı, amcalarımı, kuzenlerimi arkamızda bıraktık. O geceye dair sadece 3 şey hatırlıyorum: Çok karanlıktı, yanımda oyuncak bebeğim vardı ve annemle babam sürekli “Daha hızlı, daha hızlı yürüyün çocuklar” diyordu. Gece boyu korkuyla yürüdük ve sabah Türkiye’deydik.

Türkiye’de ilk aylarımız çok zordu. Kimseyi tanımıyorduk. Kendimi hep üzgün hissediyordum. Ne evimiz vardı ne de babamın işi. Babam Suriye’de itfaiyeciydi ama aynı işi Türkiye’de yapamayacaktı. Bizden önce Türkiye’ye gelmiş bir akrabamızın evine yerleştik. Annemle babam iş ararken biz de onların çocuklarıyla oynuyorduk. Böylelikle biraz Türkçe öğrenmeye başladık. Zaten onlar da Türk arkadaşlarıyla oynarken öğrenmişler Türkçeyi. Akrabamız bize Reyhanlı’yı tanıttı. Bu arada babam bir işe girip, bizi yeni evimize taşıdı.

İlk 2 yıl, Geçici Eğitim Merkez’inde okula gittim. Oradaki her çocuk benim gibi, Suriye’den kendi hikayeleriyle gelmişti. 5. sınıfta ise devlet okuluna kaydoldum. Buradaki ilk senem zor geçti; Türkçem çok iyi olmadığı için dersleri ve sınıf arkadaşlarımı anlamakta sıkıntı yaşıyordum. Hatta birbirimizi doğru anlayamadığımız için birkaç arkadaşımla ufak bir kavga dahi yaşadım. Ama o kavgadan sonra her şey düzeldi, hatta güzelleşti. Arkadaşlarımın aileleri bizim eve geldiler, bizlerle tanıştılar. Sonra ailelerimiz karşılıklı misafirlik etmeye başladı, birbirimizi daha yakın tanıdık, kısa sürede arkadaş olduk. Zaten sonradan Türkçem de ilerlediği için ne okulda ne arkadaşlarımla hiçbir sıkıntı yaşamadım.

Okuldaki en yakın arkadaşlarım Ruha ve Ela. Onlarla çok iyi anlaşıyoruz. Beraber ders çalışıyoruz. Üzüldüğümde “Ne oldu?” diye sorarlar. Sıkıntılarımı onlara anlatıp, rahatlayabiliyorum. Çok iyi komşularımız da var. Onların çocuklarıyla da oyun oynamaktan büyük keyif alıyorum.

Türkiye’deki hayatımı en çok öğretmenlerim şekillendirdi. En sevdiğim öğretmenim Halime Hoca. “Sınavda yüksek not alırsanız sizi gezmeye ya da pikniğe götüreceğim” diyor. O nedenle sınavlara çok çalışıp yüksek notlar almaya çalışıyoruz. Çünkü onunla çok güzel vakit geçiriyoruz. Ona anlattığımız konularda ya da bir sorunumuz olursa, her zaman yardımcı oluyor. Ders dışında bize arkadaş gibi davranıyor. Son okul pikniğimizde hep bizimle oynadı mesela.

Okulda en çok kütüphanemizi seviyorum. Müdürümüz bize kocaman bir kütüphane yaptı. Kitapları evimize de götürebiliyoruz. Hayalim doktor olmak. O nedenle derslerime çok çalışıyorum. Ama her gece uyumadan önce mutlaka okuldan getirdiğim bir kitabı da okuyorum.

Suriye’deki arkadaşlarımdan da arada haber alıyorum. Her biri bir başka ülkede şu anda. Bu yüzden birbirimizi çok özlüyoruz. Ama artık bir sürü yeni arkadaşım, komşularımız ve yanımda olan öğretmenlerim var. Çok üzgün, kimseyi tanımadan geldiğim Türkiye’de artık çok mutlu, arkadaşlarımla beraber ve umutla doluyum.

rula4_2.png

rula6_2.png

rula8_2.png